Yeni bir korku filmi: Koğuş

John Carpenter'in beklenen filmi "Koğuş" vizyonda...

24.05.2011

1960’larda akıl hastanesine kaldırılan genç bir kadının hikayesini anlatan “The Ward – Koğuş” vizyona girdi.

"Koğuş", korku filmleri ustası John Carpenter’ın 10 yılın ardından yaptığı ilk filmi. Konusuna gelince; Güzel ama problemli genç bir bayan olan Kristen (Amber Heard), kendini her tarafı kesikler içinde, yaralı bereli bir halde bulmuştur. Uyuşturucu bir maddeyle kendinden geçmiş olan Kristen, uzakta bir akıl hastanesine götürülmektedir. Tamamen aklını kaybetmiş bir halde hastaneye alınan genç kadının buraya neden getirildiğine dair en ufak bir fikri yoktur. Geçmişiyle ilgili hiçbir şey hatırlamamaktadır. Emin olduğu tek şey burada güvende olmadığıdır.

Kendisi gibi rahatsız dört kadınla aynı koğuşta kalan Kristen, bir süre sonra olayların pek de göründüğü gibi olmadığı fark eder. Havada gizem kokusu hakimdir. Geceleri hastane karanlık ve kasvetliyken Kristen garip ve korkunç sesler duyar. Bu sesler yalnız olmadıklarının habercisidir.

Koğuş arkadaşları yavaş yavaş ortadan kaybolmaya başlarken Kristen, bu cehennem azabından kurtulmanın bir yolunu bulmalıdır. Aksi takdirde o da kurbanlardan biri olacaktır. Kaçmak için çabaladıkça, tahmin edilemeyecek kadar korkunç ve tehlikeli hakikat ortaya çıkacaktır.

YAPIM NOTLARI

Halloween, The Fog ve The Thing gibi unutulmaz korku filmlerinin usta yönetmeni John Carpenter 2009 yılı yaz sonunda The Ward’un çekimlerine Washington’da başladı.

The Ward, John Carpenter’ın yaklaşık 7 yıl sonra tekrar film yapma kararı almasını sağlayan projedir. “Bunun gibi düşük bütçeli, çekim süresi kısa filmler bana daha keyifli geliyor. Böyle bir film yapma fikri beni cezbetti açıkçası. The Ward, konusu sağlam olan aynı zamanda da çekim aşaması fiziksel olarak yorucu olmayacak bir film.” diyor Carpenter. “Bu sefer derdini anlatırken kullanacağım tekniğin, daha çok problem çözmek adına yaratıcı fikirler taşımasına önem verdim. The Ward bu açıdan bir meydan okumadır aslında.”

The Ward, Carpenter’ın klasik korku filmi elementlerini taşıyor olmasına rağmen, onu tekrar film yapmaya itecek sıradışılıkta olma zorunluluğu da taşıyordu.

Daha çok arthouse projelere imza atan yapımcı Doug Mankoff  “Repertuarımıza daha çok izleyiciye ulaşabileceğimiz projeler eklemeye karar verdik. Önce türler üzerinden gittik. Komedi yapmayı dahi düşündük. Fakat bu senaryo elimize geldiğinde çok etkilendik. Çok zekice yazılmıştı ve korku unsurları çok iyi serpiştirilmişti. Konusu güçlüydü ve her şeyden önemlisi karakterler çok iyi çizilmişti. Karakterlerin yaratılışı, tüm yapımcıları 12’den vurmuştu diyebiliriz. Senaryoyu ilk okuduğunuz da dahi filmden kareler gözümüzün önüne geliyordu.” diyor.

“Kendinizi bir süreliğine iradeniz dışında bir akıl hastanesine yatırılmış olarak hayal edin ve bir süre sonra etrafınızdaki insanların öldürülüyor olmasından şüphe etmeye hatta bundan emin olmaya başladığınızı düşünün. Ama etrafınızdakileri buna inandırma gibi bir şansınız yoktur çünkü sizin akli dengenizin yerinde olmadığı düşünülmektedir. Faka daha korkunç olanı ölümün sırada sizi bekliyor olmasıdır.”

“The Ward elimize ilk geldiğinde aklımıza gelen ilk isim John Carpenter oldu. Projenin onu, bizi heveslendirdiği kadar heveslendirmeyecek olması bizi endişelendiriyordu.” diye ekliyor yapımcılardan diğeri, Andy Spaulding.

Yapımcılardan bir diğer isim Mike Marcus “The Ward başından sonuna John Carpenter’ın tarzına tam oturuyor.” diyor.

“Bir senaryoda dikkat ettiğim şey öncelikle hikayesi. Senaryoyu okurken filmi görmeye başlıyorsam, karakterleri kafamda çizebiliyorsam ve senaristin kalemi keskinse işte o zaman tamamen ilgimi çekiyor. Benim için her şey görsellik. Bunun için çok çalıştım. Sinema okudum. İşin tüm teknik detayına hakimim. Önce filmin mekaniğini kafamda oturtuyorum. Dışarıdan hiçbir faktörün bunu etkilemesine izin vermiyorum. Her şey benimle ilgili, tüm çabam kafamdaki filmi yapabilmek adına.” diyor Carpenter.

The Ward, klasik Carpenter sinemasından izler taşıyor: karantina, paranoya, karakterin bir türlü erişemediği görünmez bir takım tehlikeler…

“Filmi, standart korku filmlerinden bir adım öteye taşımaktı amacımız. Bunun için John Carpenter gibi bir ustanın üstün şaşırtmacı taktiklerine, pratik bir o kadar yüksek kalitede çalışan bir çekim ekibine ve bir araya geldiğinde harika bir uyum yakalayacak oyunculara ihtiyacımız vardı.” diyor Spaulding.

Mankoff daha önceki projeleri The Joneses’ta Amber Heard ile çalışmış. Onun çok yetenekli olduğunu düşündükleri için de John Carpenter’a önermişler. Amber Heard bu filmde rol almak isteme sebebinin bu projenin harika bir karışım olması olarak açıklıyor. “Hem yönetmeni, hem türü, hem de senaryoyu sevdim.” diyor. “John Carpenter korku filmi ustası. Onun, filme senaryoyu okuduğumda aklıma dahi gelmeyecek eşsiz şeyler katacağından emindim. Bu film, ondan çok fazla iz taşıyor. Bu film başkasının elinden çıksaydı bambaşka bir film olurdu. The Ward, John Carpenter olmadan olmazdı. John Carpenter kendine has biri, eşsiz biri. Bu filmi sırtlandı ve yaptı.” “Ayrıca oyuncu ekibindeki herkes çok yetenekli ve özel... Her birinin karakterlerine nasıl büründüklerini görmek inanılmazdı. Her biri kendini işine adamıştı.”

YÖNETMEN HAKKINDA

JOHN CARPENTER

Kariyerine, bilim-kurgu, komedi türünde bir kısa film olan Dark Star ile başlayan John Carpenter ardından 1975 yılında bunu uzun metraj bir projeye dönüştürdü. Ardından 1976 yılında, ikinci filmi Assault on Precinct 13 kısmen idolü Howard Hawks’a bir saygı duruşu niteliğindeydi. Bu proje için Rio Bravo’nun şehirli versiyonu da diyebiliriz. Carpenter asıl çıkışını 1978 yılında Halloween ile yaptı. Zamanının en karlı bağımsız yapımı olarak anılan filmin pek çok devam filmi de yapıldı.

Bunun dışında sayılabilecek diğer filmleriyse; The Fog (1980), Escape From New York (1981), The Thing (1982), Christine (1983), Starman (1984) ve Big Trouble in Little China (1986).

OYUNCULAR HAKKINDA

AMBER HEARD

Hollywood’un yükselen değeri Amber Heard, gelecek projeleriyle adından sıkça söz ettirecek. Amber Heard, Seth Rogan ve James Franco ile birlikte rol aldığı Pineapple Express ile adını duyurdu diyebiliriz. The Rum Diary’de Johnny Depp ile karşılıklı rol alan Heard, Nicholas Cage ile Drive Angry’de karşımıza çıkıyor. Bunun dışında öne çıkan işleri; Zombieland, And Soon The Darkness, The Joneses, Alpha Dog.

MAMIE GUMMER

Mamie Gummer ilk çıkışını 2005 yılında Michael C. Hall ile karşılıklı rol aldığı “Mr Marmalade” ile yaptı. Ardından Kate Burton ve Tony Goldwyn ile The Water’s Edge’de rol aldı. Bunun yanısıra 2009 yılında Maggie Gyllenhall ve Peter Sarsgaard ile “Uncle Vanya”; Claire Danes, Patrick Wilson, Meryl Streep ile “Evening”; Ang Lee imzalı “Taking Woodstock”; Richard Gere ve Hope Davis ile bir Lasse Hallström filmi olan “The Hoax”; Bryce Dallace ile “Loss Of A Teardrop Diamond” sıralanabilecek diğer filmleridir.

DANIELLE PANABAKER

Hollywood’un son dönemde en çok parlayan ve adından söz ettiren genç yıldızların biri kuşkusuz Danielle Panabaker.

Panabaker en son Bobby Cannavale ile bağımsız bir yapım olan Weakness’ta rol aldı. Bundan önceyse bir Breck Eisner filmi olan The Crazies’te rol aldı. Bunların yanı sıra, Friday the 13th’in yeniden çevriminde başrolde yer alan genç yıldız, Mr. Brooks’ta Kevin Costner ile; Sky High’da Kurt Russell ve Kelly Preston ile karşılıklı rol aldı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


  • Bu haber 101007 defa görüntülendi.
    • koğuş

      - 19.06.2011 17:16:50
      ADSIZ ANGEL 
      izleyebilsem bide yaa
    • Başlık

      Yorum

      Yazar